Kayıtlar

ailedehuzur etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

AYLA VE AHMET 2

Resim
Ayla ve Ahmet'in saadeti neye bağlıydı.. Ayla, zihninde birçok soruyla eve yaklaşıyordu. Yaklaştıkça kalp atışlarının arttığını hissediyordu. Hatta bir an kalbinin sesini çok net duydu. Duyduğu kalp sesiyle heyecanı daha da arttı. Şimdi eve girip nasıl bir tavır izlemeliydi? Ahmet’i eve çağırmış o da hemen gelmişti. Ahmet, salonda beklerken kendi istekleri doğrultusunda zihninde oluşan soruları düşünüyor, Ayla da eve yaklaştıkça kendi sorularını içinden soruyordu. Bir an durup, “eve hiç gitmeden buradan tamamen çekip gitsem mi?” diye düşündü. Ancak, iç sesi rahat bırakmadı onu. “Sorularına cevap bulmadan, içini dökmeden nereye gideceksin Ayla?” diye yanıtladı kendi sorusunu. “Önce içindekileri ona söyle sonra gideceksen yine gidersin.” Zihnini durduramıyordu. Ahmet’e çok kızmış, çok hırslanmıştı. Kısa bir an yine durdu ve tekrar düşündü.

Bu Çocuklar Şanslı mı Şanssız mı?

Resim
Alnındaki kırışık duruş, yaşıyla tezat oluşturuyordu. Bu tezat, velilerin çocuk parkındaki görüntüleri gibiydi… Bora henüz sekiz yaşındaydı. Okul değiştirmek için geçiş sınavına gelmişti. Aynı bahçede, anaokulu sınavına girecek olanlar, geçiş sınavı için bulunanlar ve tabi ki  olanlardan daha endişeli pek çok veli vardı Semih, çocuğunu sınava getirirken bu kadar kalabalık bir tablo ile karşılaşacağını düşünmemişti. Oysa okul ana baba günüydü. Her yerde çocuğuna tembihlerde bulunan anne- babalar vardı. Görüntü adeta bir boks müsabakasının molasını andırıyordu. Az sonra başlayacak mücadele için verilen tüyolar bitmek bilmiyordu. Çocuklar da anne babalarının ellerini sıkıca tutmuşlardı. Bazılarında rahat, bazılarında ise kaygılı, ağlamaklı bir ifade vardı. İşte o yaşta bir çocuğun alnına kırışık görüntüyü veren de bu kaygılı ruh haliydi… Bora’nın içinden, parka doğru koşup kaydıraktan kaymak geldi. Ne var ki park velilerin istilasına uğramıştı. O küçük aletlerin y...

Anne Ben Senin Sandığın Gibi Değilim…

Resim
Anne ben senin sandığın gibi değilim… O gün çok kalabalık bir organizasyon vardı. Herkes gelenlere hizmet ediyor kimse birbirinin işine karışmıyordu. Askerlerini uğurlamaya gelmiş buluşma mekanı olarak oraya seçmişlerdi. Güzel bir topluluk vardı içerde. Esprili, neşeli ve sohbetli bir topluluktu. Küçük çocuklar da vardı ve ortalıkta ayak altında dolaşıyorlardı. Mekan 3 katlı eski bir konaktı. Ahşap merdivenli, biraz da servisi meşakkatli bir kafeydi.  Garsonlar birbirleriyle kardeş gibi olmuşlardı. Mekan sahipleri bir anne ve oğluydu. O yüzden işletmeye girenler evlerine gelmiş gibi hissederlerdi. Hatta servisleri gecikince kalkıp kendi işlerini kendilerinin gördüğü bile olurdu. O günlerde anne ile oğlunun arası biraz gergindi. Anne neden olduğunu anlayamıyordu ama bir türlü oğluyla iletişim kuramıyordu. İlişkilerinde bu kadar mutsuz oldukları bir dönem olmamıştı. Çok asabiydi oğlu. Herkese karşı sert tavırları ve asık suratı dikkat çekiyordu. İşe sabahları geç kalıyor...